Elektrikler kesildiği zamanki ilk cümleydi, büyüklerin arasında, “cereyanlar gitti” lafı, bir de şaşkınlık ifade eden “aaaa” sesi çıkardı ağızlardan gayri ihtiyari…
Arkasından da mum ya da gaz lambasının yeri, el yordamıyla tespit edilir, huşu içinde envayi çeşit sohbetlerle elektriklerin gelmesi beklenirdi…
Rahmetli Babaannemin dizinin dibinde olurdum ben de o anlarda,
Bir eliyle elimi tutar, diğer elini de başıma veya omzuma koyar, hasbıhale başlardı, hiç bitmesin isterdim, dakikalar geçmesin, zaman dursun, varsın elektrikler sabaha kadar yanmasın, derdim içimden…
Hiç hesap etmezdim, gerek duymazdım, enerjiyi, nakil hatlarını veya sorgulamazdım neden sık sık kesildiğini, çünkü keyfim iyiydi, nasıl olsa Babam da, eğer arızaysa sebep, bir telefonla, o zaman ki ismiyle TEK’çilerle görüşür, işi hızlandırır, hallettirdi…
Benim için, her yol Paris’ti anlayacağınız…
Bugünün Türkiye’sinin çocuklarında ise, artık “böyle alt yapısı olan” hatıralara olanak yok, aslında iyi ki de yok, çok şükür… Aynı rollerle, başka senaryolarla, “büyüklerle / atalarla” farklı, tatlı zamanlar, mutlaka geçmektedir şimdi de, eminim…
Güçlü ve çağdaş bir ülkenin bu türden iptidailiklere tahammülü de yok, hattı zatında, eksiklerin, hataların üstüne giden, araştıran bir toplum yapısı var günümüzde…
Dolayısıyla, hizmeti en iyi üreten ve en yüksek performans gösterenler, tercihe şayan oluyor, işin kuralı bu, aksi takdirde rekabet edemez ve ayakta kalamaz hale geliyorsunuz…
Biz de bu vesileyle; eskinin TEK’i, dünün Devletin şirketleşen MEDAŞ’ı, bugünün ise; işletmesi özelleştirilen, profesyonelleşen, zihniyeti değişen ama isimi değişmeyen MEDAŞ’ına davet edildik, Memleket Gazetesiolarak…
Esnek bir “bilgilendirme toplantısı” ayarında oldu, buluşmamız…
Öncelikle, sofra sunumu, oturma düzeni, alternatif yiyecek/içecek tercihleri babından MEDAŞ’ın Genel Müdürü Önder Kazazoğlu’nun inceliği ve görgüsü takdir edilecek cinsten…
“Bununla beraber; sevgili dostum, Taner Oral’ın, işletme de basın danışmanlığı vazifesine geldiğini öğrenmemle de, memnuniyet duydum, hoşnut oldum”…
Askerliğimle ilgili illerden, nerede birisini görsem, kendiliğinden bir “hemşerilik dürtüsü” oluşur…
Bu nedenle alakam, daha hususileşti, daha arttı…
Kazazoğlu, oldukça özgüveni yüksek ve rahat bir insan, alıştığımız maslahatçı tipte bürokratlardan değil, İstanbul tarzı CEO’lardan, temas / mesafe ilişkisini güzel ayarlıyor…
Tek görüşmeyle yetinilmez, muhabbeti keyifli, söylediklerinden çok manşet çıkabilir, bu sebeple; şimdilik genel kanaatlerimi paylaşıyorum, işin esasına, kısmetse önümüzdeki günlerde geçeriz…
İlk buluşmamızdan edindiğim kurumsal izlenim de şu; işletmede belirgin bir dönüşüm yaşanmış, verimlilik ölçüt olmuş, netice odaklı sisteme geçilmiş…
Sloganlarıyla da “Davutoğlu’nun dış politika hedefini” anımsattılar bana;