Evet her canlının tadacağı ölüm, Allahın emri ve sonun başlangıcı aslında..
Biliyoruz bu gerçeği, fakat kabullenemiyor insan ölümün soğuk yüzünü görmeyi, yüreği yakan ateşi yaşamayı.
Sevdiği insanı bir daha görememeyi.
Şenol Demirbaş, Konya Basını’nın “Şekerim Şenol’u”, 20 yıla yaklaşan bir süredir tanıyordum.
Basın camiasında mesleğine gerçekten değer veren, işini titizlikle yapan, dürüst kişiliğiyle çalışan, haber söz konusu olunca panik halinde, heyecanla haberin peşinde koşan Şenol, bir yıldız gibi kaydı gitti aramızdan.
Kim ne derse desin bu ölüm vakitsiz oldu arkadaş.
Sabah henüz uyurken telefonum çaldı. Anadolu Ajansı Adana Bölge Müdürü olan, uzun yıllar Konya’da birlikte çalıştığımız sevgili Ersin Altınsoy’du.
Algılayamadım sesini,”Abla kalkınca beni ara dedi” sesi bir garip gelmişti.
Birkaç dakika içinde aradım, ajansa düşen haberden okumuştu Şenol’un ölümünü.
Çok üzgündü bana Şenol’u anlatıyordu. İnanamadım uzun süre.
Metin Temiz’i aradım söyleyebildiğim tek şey, “oğlum Şenol ölmüş” evet abla dedi bana. Evine gittim şaşkın bir şekilde.
Ölüm her an bizimle, neden şaşırdın ki diyeceksiniz.
Şenol’un ölümü kadar bir gerçek vardı, bir çoğumuzun yaşadığı her kesin hakkını savunan biz gazeteciler kendi hakkımızı savunamamıştık maalesef hiçbir zaman.
Evet o mesleğine aşık bir gazeteciydi ama ekmek parasını kazanıyor, evini geçindiriyor, çocuklarına bakıyordu…
Ve çok yakın bir zaman da işinden olmuştu.
Kendi internet gazetesinde yaptığı bir haberden dolayı.
Birileri rahatsız olmuş, o muhteşem güçleri kendisinin çalıştığı basın yayın kuruluna kadar elini kolunu uzatmış ve iki çocuğunun nafakası için emek veren Şenol’u işsiz bıraktırmıştı. Yazıklar olsun ki içimiz de o insanlara yalakalık yapan, çanak tutan kişiler de barınıyor. Onlar kendilerini çok iyi bilir.
Üstüne bir de anlaştığı bir başka basın kuruluşundan, kendini bilmez, ne yazık ki yine kendi arkadaşlarımızın besleyip basın camiasına soktuğu, densizin tekinin Şenol’un anlaşmasını iptal ettirmesi bitirmişti O’nu.
Yılların yükü, birikimi, yorgunluğu vardı o çıtı pıtı bedeninde, ruhunda.
Ve her zaman sevgi dolu o şeker yüreği sonunda dayanamadı şekerimin.
Uzun yıllar omuz omuza gece gündüz demeden koşturan, artık bir aile olmuş sekiz, on kişilik gerçek emekçiler biliyorduk iç dünyamız da yaşanan sıkıntılarımızı.. Şenol’un ölümü iki kez vurdu bir tokat gibi yüreğimize.
Ölümlere üzülür insan, fakat Şenol ateş gibi dağladı yüreğimizi.
Olmadı şekerim olmadı çok acele ettin. Hep cefasını çektin bu mesleğin, bu hayatın!.
Biraz sefasını görmek senin de hakkındı arkadaşım.
Objektifin diğer yüzünde ise bütün camia bilir gazetecilerin yaşadığı sıkıntıları. Beyaz perde de bir film gibi, yaptığımız bazı haberlerde yaşanan gerçekler gibi, her birimizin hayatı roman mücadele ettik yıllarca ekmek davasında.
Dediğim gibi her kesin hakkını, savunduk kendi hakkımızı savunamadık yıllarca.
Patronlar ne derse olur. Her an işini kaybetme riski var. Ha bir de tabiri caizce çürük elmalar, ayak kaydıranlar, satılmışlar var.
Dost gibi görünüp ardına dönmeden kuyunu kazanlar. Hiçbir sakınca görmeden yazıyorum bunları, çünkü yaşanmış, yaşanan gerçekler.
Yürekli olan varsa çıksın yalan desin.
Sen güzel insan, dürüst insan, sen yürekli insan sen şeker gibi adam.
Bir hoş seda bıraktın ardından.
Konya uğurlamaya geldi seni.
Yukarılardan izledin eminim ben gördüm, sen de görmüşündür.
Sevgi vardı insanların dilinde, her kes seninle bir anısını anlatıyordu buruk bir tebessüm ile. Şaşkınlık ve acı vardı yüzlerde ve ben üçler mezarlığında şekerini yedim şekerim, acıyı yutarak.