Duyarlı olmak, kişisel hazlardan, toplumsal hazlara geçebilmek, ortak akıl ile hareket etmek, birlik ve beraberlik ruhunu yaşamak, takım ruhu ile düşünmek. Düşünmekle kalmayıp bunları hareket geçirerek eyleme dönüştürmek, toplumun gelişimine ve değişimine ayak uydurmak, varlığımızı ve var olduğumuzu hem fark ettirmek hem de farkına varmak, kendimizi ifade etmek. Böylece doymuş ve dinginleşmiş bir yürekle hayatı dolu dolu yaşamak ve yaşatmak hepimizin ortak amacıdır.
Biz, toplum olarak ezber bozan kişi ve kurumlara karşı tepkiliyizdir. Bize öğretilen davranış kalıpları ne ise bu davranış kalıplarının dışında olmayı kendimize uygun görmeyiz. Belki de bilinmemezlik bizi kaygıya, kaygı da korkuya dönüşüverir zaman içinde. Konuyu sosyolojik açıdan değerlendirdiğimizde, kavgacı toplumların sevgilerini bile kavga ile dile getirmeleri kaçınılmaz oluyor. Referandum konusuna gelmek istiyorum. Referandum, demokrasilerde çözümü genel mutabakat gerektiren hassa konularda halkın doğrudan takdirine başvurmaktır. Referandum bu yönü ile demokrasinin çözüm mekanizmalarından biridir.
Bu mekanizmanın iyi işletilmesi, doğru yönde işletilmesi yine halkın iradesi iledir. Halkın sahiplendiği bir uygulama mutlak doğru sonuç verecektir.
Konya’mızda iftar sonrası Kazım Karabekir Caddesi üzerinde partilerin açtıkları “Referandumda evet veya hayır kampanya çadırları” oldukça rağbet görmektedir. Gencinden yaşlısına, entelinden danteline kadar her sınıftan vatandaşın ilgisini çeken kampanyalar sürdürülüyor.
Bu kampanyaların bir platforma dönüşmesi; gelen vatandaşın kendini ifade etmesi,duygularını dile getirmesi harika bir süreç. Biz, 12 Eylül 1980 sürecini 21 yaşında bir delikanlı olarak yaşadık. Gençliğimizi burnumuzdan getiren bir süreçti o dönem. Bu yazdıklarım okuyucuyu yönlendirmek amacından uzaktır. Ben sadece yazarlık onurumun bana verdiği bir sorumlulukla o günlere dair birkaç satır not düşmek isterim. O günlerin bizde bıraktığı kekremsi tat hala yüreğimizdedir ve biz duygu ve düşüncelerimizi rahatça ifade etmekten korkan, tedirginlik duyan bir nesiliz. Acaba bizi de bir gün öpmek için çağırırlar mı!...
11 Eylül 1980 tarihinde ajanslara düşen haber başlığı aynen şöyleydi: “Sevgili seyircilerbu gün yurt genelinde 20 ayrı yerde işlenen cinayetler ile 20 vatandaşımız hayatını kaybetti.” Bu 20 rakamını her gün duymaktan artık kanıksamıştık. Sivil otoritenin çaresizliği sohbetlerimize konu oluyor ve“Asker,bu gidişe bir dur dese!” deniyordu. Bu arada Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları yaptıkları son açıklamalar ile hükümete muhtıra verdiler ve her 10 yılda bir yapılmakta olan Askeri Müdahaleyi meşru hale getirerek 12 Eylül 1980 günü sabahında ASKERİ DARBE, GENELKURMAY BAŞKANI KENAN EVREN VE KUVVET KOMUTANLARI TARAFINDAN HALKA DUYRULDU.
Askeri darbeler her 10 yılda bir yapıldığı için toplumun bir kesimi “Evet, zamanı geldi geçiyordu bile” dediler ve işlerine baktılar. Geçen on yıl içinde siyasi açıklamalarda bulunan, düşüncesini toplumla paylaşan, ortaya çıkan fiili durumlara karşı gösteri, protesto gibi çıkışlar yapan toplumun ortak aklına sahip çıkan ne kadar kişi varsa; kadın, erkek, hacı, hoca, yaşlı, genç, sağcı solcu, akıllı, meczup, taraflı, tarafsız velhasıl göze gelen, dişe dokunan toplumu muasır medeniyetler seviyesine çıkarmayı, geri kalmışlık yularını boynundan atmayı kendine amaç edinmiş varoş veya şehirli kim varsa, kim fişlenmiş ise hepsi tek tek toplandı. Yaşadıkları şehirlere yakın toplama alanlarına götürüldüler. Hepsini aylarca sorgudan geçirdiler. Bu sorgularda kolaylıkla vatandaşları konuşturmak için I. Dünya Savaşında ve II. Dünya Savaşında Çinlilerin uyguladıkları yöntemlere başvurdular.
Tek kelime ile şunu sordular: “Sana ne bu ülkenin gidişatından!!! Ekmeğini ye, suyunu iç, Allah’ına şükret…” Dünyanın gözü önünde cereyan eden bütün bu olayların sonunda toplumu bir anayasa kabulüne razı ettiler. Toplumun kahır ekserisi bu anayasaya evet dedi. 1982 Anayasası olarak tarihe geçti.Bu süreç üzerinden 30 yıl geçmiş olmasına rağmen hala Türk Toplumu aktif siyasete sıcak bakmamaktadır. Bakarsın başımıza yine bir hal gelir denilmektedir. Şimdi geçmişle hesaplaşmak, toplumun birçok kesimine iadeyi itibar, gelecek için atılacak adımlarda Demokles’in kılıcı gibi Parlamentonun önünde duran bazı kurumların etkinliğini makul seviyelere çekmek için kanunlarda değişikliğe gidilmektedir.
AK Parti Konya İl Kadın Kolları başkanlığı Zaferde açtığı Referandum Çadırında vatandaşlara “Neden EVET denilmesi gerektiğini anlatan bir broşür, bir karanfil verilmekte ardından AK Partiye üye olunmamış ise üye olunması istenmekte, bu arada eğer vatandaşın vakti varsa bir çay ikram edilmektedir. Hırçınlık yok, muhalif partilere karşı hakaret yok, sataşma yok bir saygı ve sevgi çerçevesi içine sıkıştırılmış “Referanduma Evet Çadırı” başkan Leyla Erdal Hanıma yaptıkları bu seviyeli propaganda anlayışından dolayı, demokrasiye olan katkılarından dolayı teşekkür ederiz.
TAZİYE: Konya basının yetiştirdiği önemli isimlerinden Cahit Özdemir geçirdiği kalp krizi yenik düştü. Yeni Konya Gazetesi'nde uzun süre çalışan ve daha sonra meslek yaşamını çeşitli illerde değişik basın yayın kuruluşlarında sürdüren Cahit Özdemir, son olarak Niğde'de görev yapıyordu. Zamansız kaybettiğimiz gazeteci arkadaşımıza Allah'tan rahmet, ailesi, sevenlerine ve basın camiasına başsağlığı dileriz.