12 eylül yaklaşırken Türk devletinin kuruluş esaslarını yıkacak bir yola girmemesi gerektiğine inan, Vatanını milletini düşünen şuurlu vatandaşlarımız referanduma “Hayır diyecektir.
“Demokratik hukuk devletlerinde olduğu gibi yargının bağımsızlığı devlet ve millet için vazgeçilmez bir temel ilkedir.
Eğer 12 eylül günü “Evet çıkması halinde HSYK ve Anayasa mahkemesi yürütmenin dolayısı ile AKP iktidarının eline geçecektir ki; bundan sonra yargı bağımsızlığı,demokrasi,insan hakları kavramlarıbaşta olmak üzere, toplumun huzur ve refahı tehdit altına girdiği yetmezmiş gibi,adalet dağıtımı iktidar partisinin il,ilçe teşkilatlarının keyfiyetine kalacaktır.
Adalet bakanlığının emrine giren HSYKnın ve iktidarın kontrolündeki Anayasa Mahkemesinin işleyişinin nasıl olacağını ve bu sistem içerisinde demokrasiden hukukun üstünlüğünden bahsedilemiyeceğinigöz ardı etmememizgerekmektedir.
Daha da kötüsü,devletin ve milletin kimliğini değiştireceğini açıkça söyleyenlerin,Türk milletinin bin yıllık egemenliğini paylaşabilir hale getirmek için uğraşanların, bundan sonraki süreçler için Anayasa değişikliklerini açılımın alt yapısını oluşturmak adına yaptıklarının ifade etmeleriolayın vehametini ortaya koymaktadır.
Ancak; AKP ninson günlerde MHP tabanında oy avcılığına çıkması göstermiştir ki;Bu hükümetin istismar alanı oldukça geniş.
12 eylül ile hesaplaşmanın bir istismar olduğu 7,5 yıllık iktidarları döneminde geçici 15. maddeyi ağızlarına almayanların, bazı hukuki gerekçelerinde üstünü örterek referandumda evet denilirse 12 eylül le ilgili hesap soracaklarını ifade etmelerinde ortaya çıkmaktadır.
Unutulmamalıdır ki 12 eylülde evet çıkması halinde değişiklik 12 eylül 2010 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek ve bu tarihden sonrası için geçerli olacaktır.geriye doğru bir uygulama söz konusu olmamakla birlikte,bu hukukende mümkün değildir.
Eğer bu yasa değişikliği pakete konurken 12 Eylül 1980'den itibaren geçerli olacağı yönünde bir ifade eklenmiş olsaydı, ‘hesaplaşma' söyleminin de bir anlamı olurdu. Böyle bir hesaplaşma olmayacağı apaçık ortadayken. Bu söylem ancak ve ancak, kendisini aldatmak isteyenler için anlam ifade etmektedir.
MHP'nin geçici 15. maddenin anayasadan çıkarılmasının, 12 Eylül zulmünü yapanları yargılamaya yetmeyeceği belirtilerek yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, zaman aşımının başlatılması konulu önergesi AKP tarafından reddedilmiş ve yine AKP tarafından 12 Eylülün failleri hesap vermekten kurtarılmıştır.
Tabiî ki 12 eylül 1980 i unutmadık ve mutlaka hesap sorulmalı soracağız,Ancak 7,5 yıldır ülkücü kadrolara en az ihtilal hükümetleri kadar kan kusturanların timsah gözyaşlarına da hiçbir ülkücü inanmaz ve yıllar sonrada bu istismarcıların neden peşine düştüğünü sorgular.
12 eylül 1980 de verilen kutlu mücadelenin içinde çileyle yoğrulmuş hiçbir arkadaşımız bunlara kanmaz ,kanmayacaktır.
Sonuç olarak; AKP, fitne siyasetinin Türkiye'deki temsilciliğini yürütmektedir. ‘Açılım' diyerek milletin fertlerini birbirleriyle karşı karşıya getirerek, milleti ayrıştırarak , kendi aralarında hiçbir sorun yaşamayan insanları Türk-Kürt sorunu varmış gibi karşı karşıya getirerek. Açılımı da yine fitne siyasetinin eseri olarak ortaya koymuştur.
Dolayısıyla aynı AKP, bugün de 12 Eylül'ü tartışma alanı haline getirirken, Bugün kendilerini Türk milliyetçisi olarak adlandıran kesimleri, aynı camiada birbirlerine hasım haline getirmeye çalışmaktadır.
Bunu dikkate alarak AKP ninortaya koyduğu tezgaha düşmemek ve verileno kutlu mücadelenin boşa gitmemesi için hayır deme mecburiyetimiz vardır.
Daha sonrasında yapılacak olan genel seçimler ise Türkiye'nin geleceğini belirleyecektir. İkisi deBu yüzden çok önemlidir